Son yıllarda artan kadına yönelik şiddet olayları, yalnızca fiziksel bir tehdit olmaktan çıkıp, birçok yaşamı derinden etkileyen bir sosyal sorun haline geldi. Ülkemizde bir kadın daha, şiddetin kurbanı oldu. Adını bilmediğimiz, ama hayat hikayesi bizimle birlikte son bulmuş bir kadından bahsediyoruz. Uzun yıllar boyunca yaşadığı fiziki ve psikolojik şiddet, onu boşanma kararı almaya zorladı. Ancak bu karar, onun için son derece trajik bir sonla noktalandı. İşte, ömrü boyunca sadece şiddetle dolu bir evliliği değil, aynı zamanda özgürlüğü için verdiği mücadele ile de hatırlanacak bu kadının hikayesi.
Her gün yüzlerce kadın, evlerinde ve dışarıda çeşitli şekillerde şiddetle karşılaşıyor. Birçokları, ‘bu benim kaderim’ düşüncesiyle, yaşadıkları kötü durumu kabullenmek zorunda kalıyor. Boşanma isteği, bazı kadınlar için son çare olarak görülse de, şiddet gören bireyler için sıklıkla hayatlarını riske atan bir seçim haline geliyor. Özellikle aile dinamiklerinin de etkisiyle, birçok kadın boşanma kararı almakta tereddüt ediyor. Aile baskıları ve toplumsal stigma, bu durumu daha da zorlaştırıyor. Evliliklerinin zamanla bir hapishaneye dönüştüğünü fakat dışarıda onları bekleyen daha büyük bir tehlikenin olduğunu fark eden birçok kadın, hayatlarının nasıl bir çıkmaza girdiğini görebiliyor.
Hikayemizdeki kadın, yaşadığı şiddet dolu yılların ardından kaçış yolunu boşanmakta bulmuştu. Ancak bu süreçte karşılaştığı engeller, ona özgürlüğünün bedelini ödettirdi. Boşanma işlemleri için gerekli olan maddi ve psikolojik destek bulmakta zorlanan bu kadın, mücadele etmekten vazgeçmemişti. Ama onun bu kararlı tavrı, şiddet uygulayan eşi tarafından asla hoş karşılanmadı. Eşinin kendisine uyguladığı fiziksel şiddet, son dönemlerde daha da artmış ve onun hayatını tehdit eder noktaya ulaşmıştı.
Yaşanan bu trajik olay, sadece kadının değil, toplumun da büyük bir yarası. Kadın cinayetleri, sık sık haberlerimize yansıyor ama çoğunlukla unutuluyor. Her kadının hayatına son vermek, bir canı almak, aslında toplumsal bir yaradır. Kadına yönelik şiddet, toplumumuzda köklü bir sorun. Medya ve sosyal medyada bu tarz olayların artmasıyla, insanlar bu konuya daha fazla dikkat etmeye başladı. Ancak yine de, değişim yavaş gerçekleşiyor. Kadınlar, güvenlikleri için her zaman adım atmak zorunda kalmamalı. Bu tür durumlarda devreye girecek mekanizmaların ve koruma önlemlerinin etkin bir şekilde çalışması gerekiyor. Mesele sadece kadınların korunması değil, aynı zamanda toplumsal bir devrim. Bu olay, tüm toplumu harekete geçirmeli, okullarda yapılan eğitimlerde cinsiyet eşitsizliği konuları daha fazla yer almalı.
Bu kadının hikayesi, sadece bir trajedi değil, toplumsal bir uyanış olmalı. Boşanmak, şiddet gören kadınlar için bazen son çare değildir; bazen de hak ettikleri hayatı yaşamak için atılan ilk adımdır. Her kadının kendi kararlarını alabilme hakkı vardır. Ve bu hak, asla ihlal edilmemelidir.
İnançla giden bir yolculukta kaybedilerek gelen bu acı son, gazetecilerin ve habercilerin sorumluluğunu artırmaktadır. Her birey, bu olaylara dikkat çekmeli, farkındalık yaratmalı ve kadına yönelik şiddeti sonlandırmak için elini taşın altına koymalıdır. Unutulmamalıdır ki, yalnızca bir kişinin hayatı değil, tüm bir neslin geleceği tehlikededir. Bu konunun üzerine gitmek, yeni nesillerin daha güvenli bir dünyada yaşaması için atılacak en önemli adımlardan biridir.